Referans Kütüphaneciliği üzerine ilk deneme
By gokceo 28 views
Ben 2001 yılında İstanbul Üniversite’si Dokümantasyon ve Enformasyon Anabilim Dalı’ndan mezun oldum. Bu bölümü üniversite tercihlerimi yaparken kendime çok yakın hissetmiştim çünkü iş kitaplarla, okumakla, araştırmakla, merakla, bilgi ile ilgili birşeydi ve nihayet kazandığımı öğrendiğimde Türkiye’de bu bölümü okuyan çoğu kişi gibi mutsuz olmadım.
İlk işime Yeditepe üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde başlamış olmama rağmen, tam olarak araştırma işine yani idealime bir parça daha Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi’nde çalıştığım sırada yaklaştım. Orada bir araştırmacının ya da Referans Kütüphanecisi’nin nasıl olması gerektiği konusunda Hilmi Bey’den çok şey öğrendim. Bu konuda kendisinin hakkını asla yiyemem. Referans Kütüphanecisi sunum yapabilmeli, uzmanlık alanında her konuya hakim olmalı, entellektüel olmalı, en azından günlük gazeteleri hergün takip etmeli, bilmediği konuda çok fazla yorum yapmamalı ama en kısa zamanda o konuyu da öğrenip bilgi isteyen kişiye sağlıklı bir içerikle geri dönebilmeli, sorulara hazırlıklı olmalı, soru soran kişiden daha fazla heyecan duymalı, pratik zekalı olmalı, çok okumalı, mesleğine sevgi -ve de olmazda olmaz- saygı duymalı, sosyal olmalı, iletişimi kuvvetli olmalı, kendini geliştirmeli, yeniliklere açık olmalı, en az bir dili çok iyi konuşabiliyor olmalı, kendi diline de tüm dil bilgisi ve güzellikleriyle hakim olmalı…
Yukarıda yazılanlar bir Referans Kütüphanecisinin nasıl olması gerektiği ile ilgil olan birkaç madde sadece, tabii ki geliştirilebilir. Peki Referans Kütüphanecisi’nin olmaması gerekenler nedir?
Bir Referans Kütüphanecisi kültürsüz olmamalı, çok içe dönük olmamalı, bilmediğini konuyu laf kalabalığı ile saklamaya çalışmamalı, çok hareketsiz olmamalı, karar veremeyen hatta yavaş karar veren bile olmamalı, kapalı fikirli olmamalı.
Bir gün, önce bu mesleğe sevgi ve saygı duyanlar çoğaldıkça, eğitime, bilgiye verilen önem artıp farklılaştıkça herşeyin güzel olacağına eminim. Sadece azıcık çaba sarfetmemiz, ilgi göstermemiz, egomuzdan kurtulmamız gerektiğine inanıyorum.
İlerleyen yazılarımda mesleğimiz ile ilgili daha çok yazı yazacağım. şimdilik sevgiyle…
biberligökçe’nin BİBER KISMI…
By gokceo 18 views
biberlim benim…
2,5 aylıkken hayatıma girdi kendisi. bir İran-Siyam kırmasıdır ve cinsine uygun bir şekilde karizması vardır.
simsiyahtır..puma gibi. ne çok tüylü ne de az tüylüdür. sabahları tüylerinin taranmasını çok sever. ee tarayan da mutluysa bu işten ne denir ki?
uzun boyludur, balık etlidir
kokusu çok güzeldir. koklar koklar doyamam…
soğukta dışarıdaki nice kediyi düşünmeden, evin içinde içinde yatacak yatak yorgan arar…tam apartman çocuğu yani
en sevdiği şey kendini sevdirecek birini gördüğünde -tanıyorsa- yana doğru devrilmek ve patilerini geriye doğru germektir. ama göbeğini sevdirmez. hiç ısırmayan bir kedi olmasına rağmen, o zaman garanti değildir.
evimizin çocuğudur, babası da ben de çok severiz onu. en çok babasının kucağında yatmayı sever ama…iki huşu adamı



March 14th, 2008
