Bir yol hikayesi
By tolga 48 views
Gökçe’yle Fethiye’de 5 günlük bir tatilden sonra, gelip biraz çiziktireyim dedim.
Biz İstanbul’dan ayrıldığımızda hava bozuktu, ama Fethiye güzeldi. Fethiye’de kalacağımız otelin sahibi bizi karşıladı ve Çalış’a (Kocaçalış da deniyor) doğru yarım saatlik yolculuğumuza başladık. Otelimiz Alperin Otel iyi, temiz, sakin bir yer. Hareketli sezon da olmadığı için odaların 1/4′ü doluydu. Otelde iyi karşılandıktan sonra odamıza yerleştik, biraz Çalış plajını gezdikten sonra odamıza döndük, Gökçe’yle gidebileceğimiz turlara baktık ve akşam yemeğine indik.
Ertesi gün (Pazartesi) sabah 10:00′da bizi servis aldı ve bizi ilk turumuza katılmak üzere Fethiye’ye götürdü. Orada büyük bir tekneye bindik, ve açıkçası çok kalabalık olacağını düşündük ama düşündüğümüz gibi olmadı. Gezdiğimiz yerler bu sırayla olmasa da Yassıca ada, Kleopatra hamamı, Zeytin adası, Kızıl ada, Akvaryum koyu. Aslında biraz hayalkırıklığına uğradık çünkü bize bildirilen 12 adadan (bu turun adı 12 adalar turu idi) sadece 7’sine uğramış olmasıydı. Ama gene de güzeldi.
Salı günü ise bir tura bağlı olmadan Ölüdeniz’e gittik. Orada plajda yatarken bir anda baktım her taraf yamaç paraşütü yapanlarla doldu. Saydığımda 13 tane vardı. Bir o kadar da yelkenli vardı ufukta. Ölüdeniz güzel bir yer ama size tavsiye edebileceğim bir şey varsa o da mümkünse orada lokantada yemeyip kendi sandviçinizi vs. götürmeniz, çünkü yedikleriniz verilen paraya değmiyor. Dönerken Fethiye’de sahilde dolaştık, fotoğraf çektik. Orada Lady adında çok tatlı bir köpek gördük.
Görsen nasıl atlıyor kucağımıza
Derken bir erkek çocuğu geldi yavrularını göstereyim mi diye. Gittik görmeye ki enikler gezmeye çıkmışlar. Arkamızdan da Lady geldi, herhalde kıskanmış. Neyse, o akşam deniz taksisi adı verilen bir tekneyle Çalış’a döndük, oradan da bir minibüs ve yürüyüşle otelimize döndük.
Çarşamba günü gene sabah servisle (bu sefer karadan) gittiğimiz yerler müthişti, ve buralarda da bir sürü fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Gittiğimiz yerler sırasıyla Patara, Kalkan, Kaputaş plajı, Saklıkent. Saklıkent çok büyük bir kanyon. Uzunluğu 18 km, derinliği 600 m. Dizlerine kadar buz gibi suya girip 15 m. ilerledikten sonra kanyona çıkıyorsun. Ben kayacağımdan çekindiğim için önce Gökçe girdi, o geri dönerken ben de cesaret aldığım için girdim.
Nasıl akıntı var anlatamam. Bacaklarım buz kesti. Sonra kanyonun içlerine doğru gittik Gökçe’yle.
Perşembe aslında tekrar Ölüdeniz’e gidecektik ama bütün paramızı harcadığımız için gidemedik. Onun yerine Çalış plajında bütün gün yattık
Akşam yemeğinde ise o akşam gidecek misafirlerle birlikte geniş bir akşam yemeği yedik.
Cuma günü gene Çalış plajındaydık ve bütün gün yattık
Cumartesi günü de zaten yolculuk vardı, onun için bir yere gitmedik. Birkaç saat uyuduktan sonra otelimizin işletmecisi Mahir ve Çiğdem bizi otogara bıraktılar. Oradan da bavullarımızı emanete bırakıp Fethiye’de biraz dolaştıktan sonra otobüsümüze bindik ve yeni bir tatilin özlemiyle İstanbul’a geldik.



September 17th, 2007