Tolga’mın doğduğu güne ithafen :)

By gokceo 10 views

Tolgaaaamm,

Doğumgünün kutlu olsun canım..
Yeni yaşında sağlıklı, huzurlu, mutlu, başarılı ve benimle olmaya devam et lütfen :)

Seni çok seviyorum ve hep seveceğim…
Gökçe’n…

categoriaBizden commentoNo Comments dataNovember 20th, 2006
Read All

Vodaphone

By tolga 14 views

Keşke İngiltere’de olsaydık… Neden mi? Vodaphone İngiltere’de 69 YTL’ye 8 mb/s genişbant bağlantı satacakmış. Ben burada 256 kb/s bağlantıya 54 YTL para ödüyorum, onda da bu sıralarda sorunlar baş göstermeye başladı. TTNet hiçbir şeyi doğru dürüst beceremez, suç kullanıcıda olur. Daha dün bağlantım 26 kb/s’ye düştü. Şimdilik çalışıyor da bakalım…

categoriaÇeşitli commentoNo Comments dataNovember 12th, 2006
Read All

Ambulans

By tolga 17 views

Bugün çok acı bir olay gördüm. Eşimin teyzesinden donerken yolda bir ambulans sirenlerini çalmaya devam ediyordu, arkaya baktık ki bir halk otobüsü (34 AF 1217) ısrarla yol vermiyor. Ambulanstaki hemşire en sonunda anons etmeye mecbur kaldı kenara çekilmesi için. O zaman bile ne kadar sonra sağa çekildi. Eşimle bir kez daha buralardan gitmeye karar verdik o zaman…

categoriaÇeşitli commentoNo Comments dataNovember 11th, 2006
Read All

Anıtkabir ziyareti

By tolga 11 views

Yarın gece eşimle birlikte, Anıtkabir’i ziyaret etmek için Ankara’ya gideceğiz. Böyle bir zamanda en azından Anıtkabir’i ziyarete giderek Cumhuriyet’imizin sahipsiz olmadığını gösterebiliriz diye düşünüyorum ve herkesi Ankara’ya Anıtkabir’i ziyarete gitmeye davet ediyorum. Gelince düşüncelerimi de yazarım.

categoriaGüncel commentoNo Comments dataNovember 9th, 2006
Read All

Doğumgünü

By tolga 17 views

Bugün sevgilimin, hayat arkadaşımın doğumgünü. Sabahleyin kutlayamadım ama buradan kutlamak istiyorum. Doğum günün kutlu olsun Gökçe. İyi ki varsın ve iyi ki hayatımdasın :)

categoriaBizden commentoNo Comments dataNovember 9th, 2006
Read All

Kedi milletinin en biberlisi, en siyahı…

By gokceo 9 views

picture-006.jpg

İnsanın kendinden başka bir canlıyı sevebilmesi ne kadar güzel!!

Sevgi dünyası çok geniş, kocaman! İstediğimiz her şeyi bunun içine sokabilirsiniz. Elbiseler, yiyecekler, ailemiz, sevgilimiz, çiçekler, koltuğumuz, şarkılar, resim, kuş vs. Ben bu kocaman dünyada, burada sadece kedilerimizden bahsedeceğim.

Hayvan der geçeriz, kediye nankör deriz, tüy döker pis deriz, tuvaleti var evde olmaz deriz, masraf deriz, deriz de deriz… Ama onları hayatlarının içine katmayı koşulsuz kabul edenler biraz önce saydıklarıma eminim -hiç olmazsa- dudakların kenarından bir gülüşle cevap vereceklerdir.

Kedileri sevebilmek için insanın kendisiyle çoook fazla barışık olması gerekiyor önce. Bu söylediğim köpekler, kuşlar için, hatta çocuklarınız için bile geçerli belki. Başkasını sevebilmek için önce kendini sevmeyi bilmeli insan. Fakat bu kedide daha yoğun ortaya çıkıyor. Kediler ya çok sevilen ya da çok az sevilen hayvanlardır genelde. Çünkü -İlk önce- “hayvan” olduğu “insan” olmadığı için sanki suçludur ve cezaya ihtiyacı vardır, cezası ise sevilmemek, belki işkence yapmaktır (!!!!!). ikinci olarak, çünkü “birey” bir hayvandır. O sizi seçer, siz onu seçemezsiniz ve asla hakimi, sahibi olmazsınız onun. Sizinle oyun oynarken siz onu eğlendiriyormuşsunuz gibi gelir ancak o eğlenme bilincinden bir an olsun sıyrılmaya çalışırsanız, farkedeceksinizdir ki, o sizi eğlendiriyordur aslında. Bu acı bir gerçektir. O istemedikçe asla sizinle oynamaz, ilgilenmez, kendisini sevdirmez. Sizin diretmeniz ise onların bir çeşit parmak izi diyebileceğimiz tırmık izleriyle “uyarılmanızla” sonuçlanabilir. Yani diyeceğimi sokak ağzıyla söylersek; “artist”, “harbi” hayvanlardır :) . Ki ben “asil” sıfatını da yakıştırırım ayrıca.

Bizim hayatımızda iki tane böyle güzellik var. hpim2308.JPG

Burda, bu yazıda ilk önce sadece ilk aşkımdan, Biber’den bahsedeceğim. img_0744.jpg

Biber. biber-3.jpg 25 Ağustos 2002 doğumlu, simsiyah, annesi Siyam babası İranlı koyunumsu kedim, arkadaşım, oğlum. :) Koyunumsu diyorum çünkü 6 kiloluk yağız bir delikanlı.(!) Hareket etmeyi daha bebekliğinden beri sevmez. Sanki yanlışlıkla dünyaya kedi olarak gelmiş, aslında o bir “koala” olacakmış da, sonradan kediye çevirmişler :)

picture-028.jpg picture-025.jpg picture-026.jpg picture-024.jpg

Hayatıma 2,5 aylıkken doğum günü hediyesi olarak girdi ama çok daha fazlası oldu :) Öncesini de bilirim. Daha da küçücükken arkadaşımın evindeydi. Küçücük, simsiyah, bir o koltuğa koşup (!) dinlenen bir bu koltuğa koşup dinlenen, şirin bir şey düşünün, işte öyleydi ve orda kaldığımda aynı yastığa baş koymuştuk birlikte. (Şimdi ise ayaklarımın dibinde uyuyor.) Biber benim hayatımın belki de en anlatılası tarafını simgeliyor. O dile gelse neler anlatır neler. Onunla nelerimi dertleştim ben. Belki de ondan bu kadar “ağır abi” pozlarında gezmesi şimdi, bilinmez.

hpim2286.jpg

Biber başlı başına bir karakter. Biz Türklerin “soğuk” dediğimiz cinsinden bir hayvan yani “cool”. Asil; ismiyle seslenirseniz, size gözlerini süzerek döncektir ve madem ismiyle sesleniyorsunuz, sizden manalı bir cümle bekleyecektir. İsterse dinlemeye devam edecektir istemezse, yüzünü geri çevirip, uykusuna kaldığı yerden devam edecektir. Gelip sırnaşan bir hayvan değildir çoğunlukla. Ancak istediği zamanlarda, daha çok yatay poziyonda olduğunuzda ve sizi tanıyorsa, belli bir hukuku onunla devirmişseniz, gelir göbeğinizin üzerine tüner (!). Bana özel bir davranışı vardır ama Biber’in. Sabahları, eğer mama kabında maması kalmamışsa, göğsüme çıkar, burnunu burnuma dayar ve miyavlar. “Uyan! Mamam bitmiş, ben açım, sense burda uyuyorsun, bu ne pervasızlıktır!” der gibi :) Oysa siz sabah uysunun en tatlı yerindesinizdir henüz ancak “sahip” demiştir birkere, kalkıp itinayla mamayı koymak “zorundasınızdır” yoksa o miyavlama bitmeyecek, üzerine bir de yatak kenarlarının tırnaklanması suretiyle, gürültü yapılacaktır. Neyse bu bir Biber yöntemi. Dedim ya onda “itaat etme” duygusunu uyandıran bir hava var. :) Kendine özgü. Keyifçi, titiz, uykucu, sevgi dolu bakışları olan, olgun, karakterli, (ama) mesafeli bir arkadaş bir de.

hpim2349.jpg hpim2342.jpg

Diyorum ya öte yandan o kadar da olgun ki. Mesela bu sabah ben iş için evden çıkarken, her zaman olduğu gibi ayakkabı dolabının üzerine çıktı ve gözlerime öyle bir baktı ki, “gitmeni istemiyorum ama gitmen gerekiyor biliyorum, git ve paranı kazan, bizi merak etme, ben ufaklığa sahip olurum” der gibiydi. Gittim öptüm ıslak burnundan, o durdu. Sonra sarıldım, o kafasını boynumun altına soktu ve ardından ben çıktım evden. Diyorum ya biz onunla öyle çok şey paylaştık ki, gözlerindeki ifadeyi çözmek benim için hiç mi hiç zor değil artık. Evden her çıkışımda aklım onlarda kalıyor.

Ufak oğlumuz, -hayvanlar aleminden ikinci hayat arkadaşımız- Fethi’ye gösterdiği sevgi ve kollama gözleri yaşartacak cinsten. Gerçi Fethi onu çok hırpalıyor :) ancak yine de Biber onu temizlemeyi, onunla oynamayı bırakmıyor. Sadecek Fethi onu çok çok kızdırınca ya da oyunun dozunu kaçırınca tepesine biniyor ama o da herzaman değil. Normal bir kardeş ilişkisinde olduğu kadar :)

Fethi, jr. İşte küçük, hırçın ama sevgi dolu oğlumuz Fethii!

Biber’le ilişkimizin en kilit noktalarından biri 2005 Mayıs 7′dir. Çünkü uğraşlarımıza rağmen bir bayan beğenmeyip, kısırlaştırmak zorunda kaldığım gün o gün. Aslında ona çok cici bir bayan bulmuştuk ancak o kabul etmedi, korktu o güzellikten. Hanımefendi, Biber’i beğendiğini vücut diliyle belli ederken bizimki tüm geceyi ve günü koltuk arkasında saklanarak geçirmiş. Biz de dedik bu böyle olmaz. Kendi evine gelince, kızıp her tarafı “işaretliyor” bayanın yanına gidince korkuyor. Ve o acı kararı verdik. Acıbadem’de Vethouse’da kısırlaştırıldı Biber. Ben çok üzülmüştüm ve onu bıraktıktan sonra kendimi Moda’ya vurduğumu hatırlıyorum. Aslında ameliyatı iyi geçmişti ancak sonrasında gözlerinde bir problem oldu. Sürekli yaşlıydı gözleri, önceleri ameliyattan sonraki saatler içinde normal sandık ancak bu geçmeyince 3. gün veterinerimize gittik ve bize konjiktivit olduğunu söylediler. Meğer hayvanların ameliyatı sırasında olurmuş, enfeksiyon olabilirmiş gözleri. Bu hergün sabah ve akşam yapılacak antibiyotik ilaçla geçebilecek birşeymiş. Tedavinin sürdüğü ilerleyen haftada Biber ne doğru düzgün yemek yedi, ne su içti ne de tuvalete gitti. Gözlerinden yeşilimsi iltihap gibi birşey akıyordu, sürekli temizliyorduk ama o yine akıyordu. Ben çok çok üzüldüm. O ise gayet sakindi herzamanki gibi. Gözlerine damla damlatırken ne sesi çıkıyordu ne de debeleniyordu kucağımda. Hep olduğu gibi sakin, olgundu, edepsizlik nedir zaten hiç bilmedi ki.. O dönemde onun yanında uyuduğumu biliyorum ya da yanında ona sarılıp “Lütfen, beni bırakma” diye gözyaşı döktüğümü ve dua ettiğimi. Sanırım beni birileri duydu ve dileğimi kabul etti. :) Biber’im geri döndü!! :) Şimdi o kilolarının sebeplerinden biri, iri kemikli bir hayvan olmasının yanında :) , kısırlaştırılmış olması. Bunu yapmış olmaktan dolayı tabii ki gurur duymuyorum ancak yapılması gereken birşey olduğu için de yapmam gerekeni yaptım diye de düşünüyorum. Bunun etik olması ya da olmaması değil konu. Konu sevdiğiniz birinin hayatını nasıl “daha iyi” yapabileceğimiz bence. Neyse.

bibos.JPG Burada canım oğlum aslında hastalığının son döneminde. Dikkatle bakılırsa, sağ gözündeki iltihap görülebiliyor.

Biber acaba bunları okuyabilse onu ne kadar çok sevdiğimi anlar mı? Yanımdayken, suratını avuçlarımın içine alıyor ve ona hep içimden veya sesli “seni çok seviyorum” diyorum. Hissediyordur biliyorum. Ama o asil havası hep birgün beni bırakıp gidecekmiş duygusunu benden alamıyor, onun için daha fazla söylemek istiyorum ona bunu. İnsanmış gibi, benim dilimden anlarmış gibi…

picture-009.JPG

Oğluşumla ilgili anlatacak daha çok şey var aslında ama yavaş yavaş. Bu ilk yazım. Onunla yaşanan hayatta yazabileceğim çok şey yaşayacağız daha…

Seni çooooooook seviyorum Biber…İyi ki hayatıma girdin…

picture-014.jpg hpim2330.jpg hpim2324.jpg hpim2281.jpg hpim2277.jpg

Gökçe

(02.11.2006-ofis)

categoriaBizden commentoNo Comments dataNovember 2nd, 2006
Read All

Fransa

By tolga 12 views

Eşimle birlikte bir süredir CarrefourSA’ya gitmiyoruz, sebebi de Fransa’nın yaptığı saçmalık nedeniyle Fransa mallarını almayacak olmamız. Ama merak etmeden duramıyorum, acaba sevgili insanlarımız her boykot zamanında olduğu gibi bir süre sonra boykottan geri adım atacaklar mı? Söylediğime şöyle bir örnek vereyim: Köprü geçiş ücretlerine zam olduğunda insanlar her seferinde “Cebimde kalan son paramı veriyorum” ya da benzer sözler söylerler, ama geçmeye devam ederler. Ben yüzde yüz eminim ki insanlar ya bir süre CarrefourSA’ya gitmeyecek ama sonradan gitmeye başlayacaklar, ya da gitmeye başladılar bile…

categoriaBizden commentoNo Comments dataNovember 1st, 2006
Read All